AKP için Rüzgar Karşıdan Esmeye Başladı

Barry Buzan ve Thomas Diez 1999 tarihli makalelerinde “Eski Oyun” sona erdi diyordu. Türkiye ve Batı arasında Soğuk Savaş yıllarında oynanan bir oyun. Türkiye batılı değerleri benimsermiş gibi yapacak, Batı,Türkiye Batı’ya aitmiş gibi davranacaktı. Sovyetlerin askeri ve ideolojik tehdidi altında oynanan bir oyun. Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle bu oyun sona erdirildi. Türkiye ilk 1997 Lüksemburg Zirve kararlarıyla bu gerçekle yüzleşti. Büyük bir şok. Avrupa Birliği Türkiye’den gerçek anlamında demokratikleşme talep ediyordu. Bu olmadan bırakın AB üyeliğini, Batı’lı olarak kabul edilmek bile riske girmişti.

Merkez Solun efsane lideri Bülent Ecevit bu yeni yapısal rüzgarları ilk farkeden liderdi. 1999 Helsinki Zirvesi öncesinde Ecevit Avrupa Birliği’ne önemli taahhütte bulundu. Helsinki Zirvesi kararlarıyla birlikte yeni bir zemin ortaya çıktı. Bu zeminde çok kritik demokratikleşme adımları atıldı. Maalesef Ecevit’in ömrü bu süreci ileri götürmek için vefa etmedi.

Bu kritik eşikte, Soğuk Savaş sonrası dönemin yapısal rüzgarlarını doğru okuyan ve bundan siyasi olarak en çok yararlanan bir diğer kişi Recep Tayyip Erdoğan oldu. Vaşington, Londra, Paris, Berlin ve diğer başkentlerde bir dizi temas ve dönemin ruhuna uygun bir söylem. Erdoğan yeni kurulan AKP ile rüzgarı arkasına almayı bildi. Avrupa Birliği süreciyle, partisinin siyasal yükselişini paralel kılmayı başardı. AKP ve Erdoğan içerde ve dışarda liberal çevrelerin tam desteğini sağladı. İslamcı gelenekten gelen bir siyasal kadro için önemli bir hamleydi. Bu hamle yeni bir modeli işaret ediyordu: Ilımlı islam modeli. Dini anlamda muhafazakar ama siyasal açıdan liberal bir hareket.     Bu ne kadar mümkün? AKP ve Erdoğan içerde ve dışarda liberal çevreleri buna ikna etmeyi başardı. Türkiye’nin demokratikleşmesinin, dolayısıyla İslam dünyasına örnek olacak yeni modelin önündeki engelin eski elit ve onun katı ideolojisi olduğu düşüncesi üzerine yeni bir hareket ve geniş bir koalisyon yarattı.

AKP’nin Avrupa Birliği sürecinde yaptığı reformlarla ortaya çıkardığı deneyim hem Batı’nın desteğini sağladı, hem de sonuçları itibariyle Batı tarafından dikkatle izlendi. Bir bakıma bir laboratuvar çalışması. El Kaide tipi zararlı Sünni İslamcılara ve İran merkezli Şii İslamcılara karşı Batı’yla ve liberal değerlerle uyumlu Ilımlı İslam deneyi. Arap Baharı bu deneyin sonuçlarının başka Orta Doğu ülkelerinde de desteklenmesi olarak da okunabilir.

Bugün söz konusu tablo büyük oranda değişmiş görünüyor. AKP ve Ilımlı İslam modeline yönelik tereddütler Batı’da artmış durumda. Arap Baharı ülkelerinde Ilımlı İslam iktidarlarının kazanımları birer birer yok oluyor. Doğal olarak AKP ve Erdoğan bu gelişmeyi Batı kaynaklı bir tehdit olarak okuyor.
Ne olduda AKP’yi ve Ilımlı islam modelini yaratan yapısal rüzgarlar yön değiştirdi? Başbakan söz konusu yapısal dinamikleri erken farkedip bundan yararlanmayı bildiği için, rüzgarın karşıdan esmeye başladığını da hemen anladı. Bu nedenle bir telaş ve endişe söz konusu.

Sanırım iki temel nedenle bu değişimi açıklayabiliriz. Bunlardan ilki Ilımlı İslam modelinin umulduğu şekilde demokratikleşmeyi getirmeyebileceğine ilişkin  bir kaygı. Bir tür yeni otoriterliğin yerleşmekte olduğuna ilişkin tespitlerin artması. Diğer neden ise Yeni Osmanlıcılık olarak tanımlanan Orta Doğu siyasetinin Batı karşıtı bir gelişme olarak değerlendirilmeye başlanması. Bu iki gelişme rüzgarların yönünü değiştirmiş görünüyor. AKP artık fırtınalı denizlerde rüzgara karşı yol almak durumunda. Ama öte yandan bu gemi Türkiye’nin ta kendisi. Dolayısıyla Türkiye ve Türk siyaseti için de daha zor ve fırtınalı bir dönem söz konusu olacak gibi.

30.08.2013 tarihinde SBF Blog’da yayınlanmıştır

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>