AB ile İlişkilerde Talihsiz bir Dönem

Türkiye-Avrupa Birliği ilişkileri, kısıtlı ve süreli bir turistik seyahat imkânı tanımaktan öteye geçmeyen ‘vizelerin kaldırılması’ meselesine maalesef takıldı kaldı. Avrupa Birliği’nin kendi iç gelişmelerinin bu konuda yaratacağı zorluklar göz ardı edilerek bu mesele çok öne çıkartıldı. Avrupa Birliği de beklendiği gibi son derece dar bir çerçeveden meseleyi ele alarak konuyu bu meseleyle doğrudan irtibatlı olmayan başka konularla ilişkilendirme çabası içine girdi. Avrupa Birliği Parlamentosu ve üye ülkelerin iç siyasal kamuoyu, meseleyi politik bir zeminde tartışmaya başladı.

Mesele, hem Avrupa Birliği içinde hem de Türkiye’de esas çerçevesinin dışında bir genişlik kazandı. Sonuçta hem gereksiz hem de tehlikeli bir kriz ortaya çıktı. Avrupa Birliği ve Türkiye açısından ortada bir başarısızlık olduğunu söyleyebiliriz. Maalesef bu başarısızlık talihsiz bir döneme de denk gelmiş durumda. Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerini ileriye taşımak için oldukça olumlu görünen mevcut siyasi ortamdan yararlanmak dururken gereksiz bir siyasi krizle karşı karşıya kaldık. Durum gerçekten üzüntü verici.

İlişkileri etkileyen gündem maddeleri

Avrupa Birliği’nin son yıllarda aşmakta zorlandığı en önemli mesele göçmen meselesidir. Dünyanın her tarafından ama özellikle Kuzey Afrika ve Ortadoğu’dan milyonlarca insan Avrupa Birliği’nin büyük şehirlerine göç etmek için sınırlarda bekliyor. Bu bölgelerin olumsuz siyasi koşulları sorunun aciliyetini daha da artırıyor. Göçmen krizi Avrupa Birliği içinde aşırı sağı, İslam karşıtlığını ve Avrupa Birliği karşıtlığını körüklüyor. Avrupa Birliği’ni ortadan kaldırmak isteyen aşırı sağ siyasi hareketler Avrupa siyaset sahnesinde hız kazanıyorlar ve her geçen gün Avrupa Birliği’nin geleceğini daha fazla tehdit ediyorlar. Dolayısıyla Avrupa Birliği’nin geleceği, bir bakıma göçmen krizine vereceği karşılığın etkisine bağlı hâle gelmiş durumda. Bu bağlamda Avrupa Birliği’nin gücünü korumaya çalışan hükümetler, Türkiye ile yakınlaşmaya mecbur kaldı. Ancak göçmen ve mülteci krizinin Avrupa Birliği’ni Türkiye ile yakınlaşmaya mecbur ettiği bu dönemde biz meseleyi çok dar bir çerçevede ele alıp, hatta bu çerçevenin de içini dolduramadan ilişkileri krize sokmayı başardık. “Başardık” diyorum çünkü zor bir işti. Türkiye’nin mutlaka bu krizden çıkartılması gerekiyor; zira konu sadece Türkiye-Avrupa Birliği ilişkileriyle de sınırlı kalmayacak gibi görünüyor.

Konuyu tam değerlendirebilmek için hızla gelişen Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı görüşmelerine bakmak gerekir. Çünkü bu görüşmeler ilerledikçe, Türkiye-AB ilişkilerinin yeniden sağlam ve gelişmeye açık bir zemine taşınması daha büyük önem kazanıyor. Avrupa Birliği, Temmuz 2013’ten bu yana Amerika Birleşik Devletleri’yle ticaret ve yatırımortaklığı anlaşması (TTIP) görüşmelerini ilerletiyor. Bu anlaşma şüphesiz dünya ticaretini derinden etkileyecek. 300 milyar euroluk yeni bir ekonomik kapasite yaratılması söz konusu. Dünyanın en büyük ve etkili ekonomik bloğu oluşturuluyor. Bu blok siyasi dengeleri de değiştirecek nitelik taşıyor.

Türkiye, Avrupa Birliği ile ortaklık ilişkisi içinde ve 1996 yılının başından beri işleyen bir gümrük birliği ile Avrupa pazarının bir parçası. Avrupa Birliği ile oluşturulmuş ortaklık ve gümrük birliği, Türkiye için bu ticaret bloğunun içinde yer alma imkânı sağlıyor; dışında kalmayı ise çok riskli hâle getiriyor. Öte yandan bu bloğun da içine yerleşmek, ciddi bir çabayla başarılması gereken bir iş. Kendiliğinden olabilecek bir gelişme kesinlikle değil. Diplomasi ve siyasi beceri gerektiriyor. Eğer Türkiye, bu kritik dönemde söz konusu beceriyi gösteremez ve ortaya çıkan Transatlantik ekonomik bloğun dışına itilirse, muhtemelen ortaklık ilişkilerinin ve gümrük birliğinin üzerinde de kara bulutlar toplanacaktır. Hatta bir adım öteye gidersek, siyasi anlamda olumsuz sonuçlar ortaya çıkabilir ve Türkiye’nin NATO içindeki konumu bile hasar görebilir. Bu bağlamda Türkiye’nin ortaya çıkmakta olan söz konusu Transatlantik bloktan önce ekonomik, sonra da siyasi olarak dışlanma tehlikesiyle yüz yüze kalacağı söylenebilir.

AB gündeminin üst sıralarında yer alan ve TTIP görüşmeleri dışında Türkiye’nin Birlik ile olan ilişkilerini etkileyecek bir başka kritik mesele ise İngiltere’nin Avrupa Birliği ile ilişkilerine yön verecek olan üyelikten ayrılma/kalma referandumu. Haziran ayı sonunda gerçekleştirilecek olan referandumdan olumsuz bir karar çıkmasını beklemiyorum. İngiltere, referandum kozunu kullanarak Avrupa Birliği’nden istediği ödünleri hâlihazırda almış bulunuyor. Özellikle AB’nin bütçe disiplini, euro bölgesi ve finans sektörüne yönelik sıkı düzenlemelerini bertaraf etmeyi başardı. Yine de bu referandum Avrupa Birliği’nin geleceği açısından büyük önem taşıyor. Amerika Birleşik Devletleri de oluşturmaya çalıştığı Transatlantik ekonomik bloğun geleceği açısından İngiltere’nin Avrupa Birliği içinde kalmasını istiyor. İngiltere,  bu süreçte bir bakıma hem içeride hem de kenarda olabileceği bir modele yakınlaşıyor. Bu durum Avrupa Birliği’nin giderek farklılaşmış bir üyelik sistemine geçmekte olduğuna işaret ediyor, dolayısıyla bu durum Türkiye açısından önemli bir fırsat sunuyor. Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne yakın zamanda tam üye olamayacağı aşikâr. Türkiye’nin Avrupa Birliği’nin ağırlaşan sorunlarına taraf olmak isteyip istemeyeceği de ayrı bir konu. Her iki taraf için de söz konusu olan ve değişen koşullar, Türkiye için olumsuz sonuçlar doğuracak tek taraflı bir tür dışlanma politikasına dönüşmemeli. İngiltere’nin geliştirmekte olduğu yeni model zaman içinde Türkiye’nin Avrupa Birliği içinde yer alması için de kullanılabilir.

İlişkilerde yeni dönem mümkün mü?

Türkiye-Avrupa Birliği ortaklık anlaşması -ki kökleri 1960’ların başına dayanıyor- ilişkileri sağlam bir zemine yerleştirmiş durumda. Türkiye için kritik olan, bu sağlam zemin üzerine sağlam bir bina inşa edebilmek. Avrupa’nın çözmekte zorlandığı göçmen krizi Türkiye’nin elini güçlendiriyor. Bu kozu vize meselesine bağlamak ve buradan da bir kriz yaratmayı ‘başarmak’ çok sakıncalı olabilecek ve dar açılı bir politik yaklaşımın sonucudur. Gelecekte de hükümet, izlediği benzer politikalarla fırsatları tehditlere dönüştürme riskiyle karşı karşıya.

Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerinin zemini ortaklık, temeli ise Gümrük Birliği olmaya devam edecek. Ancak bu zeminin gelişmeye müsait bir zemin olduğu da bir gerçek. İlişkileri yukarıda açıklamaya çalıştığımız uygun siyasi koşullardan yararlanarak, Avrupa Birliği’nin diğer politika ve program alanlarına doğru geliştirmek mümkün. Gümrük Birliği’nin revizyonu bu amaca yönelmeli. Bu zemin üzerinde, Türkiye’nin ortaya çıkmakta olan Transatlantik ekonomik blokta yer almasını sağlamak gerekir; bu ise mümkün. Avrupa Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri, Türkiye’yi dışlamaktansa uygun bir model içinde Türkiye’ye de yer vermek isteyeceklerdir. Bu şekilde Türkiye için ortaklık ilişkilerinin aksayan yönlerini de tamir edebilme imkânı yaratılabilir. Bunun tam tersi istikamette ilerlemek ise büyük bir hata, hatta başarısızlık olacaktır.

Kısacası, kritik öneme sahip bir dönemdeyiz. Yukarıda bahsi geçen tüm dinamikler Avrupa Birliği ve Transatlantik ilişkilerin geleceğini belirleyecektir. Önümüzdeki birkaç yıl içinde ilişkilerin diplomatik ve siyasi maharetle yönetilmesi son derece önemlidir. Bu dönemde alınacak sonuçlar, Türkiye’nin çok daha uzun döneme yayılacak biçimde genel anlamda Batı ile olan ilişkilerine yön verecektir. Dolayısıyla konuyu çok dar bir çerçevede ele alarak vize serbestisi gibi sınırlı bir mesele üzerinden okumak ve yönetmeye çalışmak belli sakıncaları beraberinde getiriyor. Bu kısıtlı çerçeve içinde gelişecek muhtemel bir kriz, ikili ilişkilerin geleceği başta olmak üzere oldukça farklı açılardan çok daha derin ve kalıcı olumsuzluklara yol açabilir.

* 2016 yılında Analist Dergisi’nde yayınlanmıştır

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>