Türk-Amerikan İlişkilerinde Çatlak Derinleşiyor

Mart ayında yaşanan bazı gelişmeler Türk-Amerikan ilişkileri üzerine yeniden düşünmeyi gerekli kıldı. Bu gelişmeler ışığında Türk Amerikan ilişkilerine bakıldığında, Mart 2003’te TBMM’de yapılan oylama ile başlayan çatlağın derinleşmekte olduğu düşünülebilir

Türk-Amerikan ilişkilerinde yukarıdaki tespiti yapmamıza neden olan gelişmelerden ilki Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt’ın, Irak konusunda yaptığı bir açıklama oldu. Bu açıklama basına yansıdığı şekliyle şöyle gelişti: Orgeneral Yaşar Büyükanıt, Ankara’da sahnelenen “Bir Ulusun Yeniden Doğuşu” piyesinin ardından düzenlenen kokteylde basın mensupları ile sohbet ederken, Türkiye’nin bir Irak politikası olmadığını söylüyor. Orgeneral Büyükanıt PKK’nın yurtiçi ve Irak’daki varlığının ciddiye alınması gereken bir noktaya ulaştığını belirttikten sonra Irak’ın yeniden yapılanmasında Türkiye’nin söz hakkı olmamasının kaygı verici olduğunu açıklıyor[1]. Yaşar Büyükanıt’ın bu sözleri Hükümet tarafından soğuk karşılanıyor.

Türkiye’nin dış politika kararlarının, özellikle de stratejik boyutu olanlarının, hazırlanmasında Dışişleri Bakanlığı ve Genelkurmay Başkanlığı’nın beraber çalıştığı bilinen bir gerçek. Ancak bu açıklamalar Irak konusunda Dışişleri ile Genelkurmay arasında bir uyum sorunu olduğunu ortaya koyuyor. Bu uyum sorunu gerçekte Irak özelinde Türk-Amerikan ilkişkileri ile ilgili gibi görünüyor. Türk Silahlı Kuvvetleri, PKK’nın Irak’daki varlığından duyduğu kaygıyı, ABD’nin bu düşman unsurların varlığına göz yummaya devam etmesini, Kuzey Irak ve özellikle Kerkük üzerinde Irak Kürtleri’nin siyasi emellerini ve bu hususta ulaştıkları noktayı kaygı verici bulduğunu artık yüksek sesle açıklama ihtiyacı hissediyor. Türk Silahlı Kuvvetleri, hükümetin bu konudaki kararsız tavrından anlaşılan oldukça rahatsız[2].

Mart ayındaki Türk-Amerikan ilişkileri ile ilgili ikinci gelişme Cumhurbaşkanı’nın Suriye gezisi ile ilgili oldu. Amerika’nın Ankara Büyükelçisi Eric Edelman, Kara Kuvvetleri Komutanı ile aynı gün, çok enteresan bir açıklamada bulunuyor. Bursa’ya yaptığı bir gezi sırasında yine gazetecilerin sorusu üzerine, Türk-Suriye ilişkileri üzerinde ABD’nin kaygılarını dile getiriyor[3]. Edelman’a göre, Türkiye uluslararası camianın Suriye konusundaki beklentilerine cevap vermiyor. Bu açıklama, gerçekte Cumhurbaşkanı Sezer’in Suriye’ye yapmayı planladığı gezi ile ilgili. ABD, Suriye’yi yalnızlaştırma ve baskı altına alma siyasetinde, Lübnan vesilesiyle önemli bir avantaj kazanmış durumda. Psikolojik üstünlüğün ABD’ye geçtiği dönemde, Türkiye’nin Suriye’ye yakın bir tavır içinde görüntü vermesi ABD’yi rahatsız ediyor. Bu tartışmalar arasında Washington’da daha etkili bir göreve geçeceği söylenen Edelman ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan istifa ediyor. Dolayısıyla Büyükelçilik görevini de bırakıyor.

Bu iki gelişme, birincisi Türkiye tarafındaki, ikincisi ABD tarafındaki rahatsızlıkların çok önemli işaretleri. Soğuk Savaş yılları boyunca çok yakın iki müttefik olduğu söylenen Türkiye ve ABD’nin, Soğuk Savaş sonrası bu ayrışması neden ortaya çıkmış olabilir? Sorunun ortaya çıkmasına neden olanlar Irak ve Kürt meselesi. Ancak ABD, Türkiye ile ilgili daha başka kaygılar da taşıyor. Türkiye’nin gelişen koşullara verdiği, çok da planlı olmayan cevaplar ABD’nin Türkiye’ye yönelik kaygılarını daha da artırıyor.

ABD’nin Türkiye’ye yönelik kaygıları ilk olarak, 2000 yılında Dr. Hickok tarafından yayınlanan “Yeni bir Hegemon Doğuyor:Türkiye’nin Değişen Stratejisi ve Askeri Modernleşmesi arasındaki Uçurum” başlıklı makalede ifade edildi[4]. Türkiye’de oldukça tartışılan bu makalenin yazarı Dr. Hickok ABD Hava Kuvvetleri’nde görevli bir Türkiye uzmanı[5]. Hickok, özetle Türkiye’nin askeri modernleşmesinden çok etkilenmiş görünüyor. Hickok’a göre bu modernleşme Türkiye’yi bölgesinde rakipsiz bir askeri güç konumuna taşırken, siyasi olarak Türkiye’nin yönelimi belirsizlik kazanmaya başlıyor. Hickok’a göre bu kadar etkili bir askeri güce sahip olan bir ülke mutlaka “bağımsız bir güvenlik aktörü” (independent security actor) olmak isteyecektir. Türkiye’nin bağımsızlığı, “ABD’nin isteği dışında hareket etme potansiyeli olan devlet” anlamında kullanılıyor. Hickok’un sorusu, Türkiye çok stratejik bir bölgede ABD’nin çıkarlarına zarar verecek adımları ilerde atabilir mi diye bir kaygının ifadesi. Büyük ihtimalle TBMM’de ABD’nin aleyhine sonuçlanan 1 Mart oylaması, ABD karar vericileri tarafından Hickok’un kaygılarını doğrular şekilde algılanıyor. Sonrasında Irak gelişmeleri, Irak’da Kürtlerin tutumu ve ABD’nin desteği ile birleşince bu kaygılar gerçek bir ayrışmaya doğru süratle tarafları taşıyor.

İngiliz Savunma Bakanlığı’nda çalışan Bill Park da Türkiye’ye yönelik kaygılar konusunda iki çalışma yayınlıyor. Park yine Parameters’de yayınlanan ‘Irak Kürtleri ve Türkiye:Amerikan Politikasına yönelik tehditler’ başlıklı makalesinde[6] Türkiye’nin ABD’nin Irak politikasına yönelik eleştirilerini özetledikten sonra, Kuzey Irak’a yönelik Türkiye’nin tarihsel iddiaları olduğu tezini ileri sürüyor. Park öte yandan Irak’ın dağılmasına ve burada üç ayrı devlet kurulmasına yönelik değerlendirmeleri hatırlatıyor ve bu konuda Türkiye’nin öngörülemez çıkışlar yapabileceğini vurguluyor. MERIA’da yayınlanan ‘Stratejik iyi konumlanma, siyasi yanlış konumlanma: Türkiye, ABD ve Kuzey Irak’ başlıklı makalesinde[7] ise 1 Mart kararını hatırlatarak Türkiye’nin ABD ile işbirliği yapmak konusunda isteksiz davranması sonucunda Irak ve Irak Kürtleri sorununun Türk-Amerikan ilişkilerini tehdit ettiği analizini yapıyor.

Türkiye’ye yönelik kaygıları dile getiren makaleler arasından seçtiğim son makale ise Edward J. Erickson tarafından 2004 sonlarında Turkish Studies dergisinde yayınlanan “Bölgesel Hegemon olarak Türkiye-2014:ABD’ye yönelik stratejik sonuçları” başlıklı makale. Erickson Amerikan ordusundan emekli bir yarbay ve Tikrit’teki 4. mekanize tümen komutanının siyasi danışmanı. Erickson da Hickok’un bıraktığı yerden hegemon Türkiye tezini devralıyor. Erickson’a göre Türkiye Soğuk Savaş yıllarında uzak bir kanat ülkesiydi. NATO planlarında merkezi bir önemi yoktu. Bu nedenle Türkiye, Soğuk Savaş yılları boyunca yeterince askeri yardım alamamıştı. Ancak Soğuk Savaş sonrası Türkiye’nin ABD için stratejik önemi çok arttı. Türkiye’nin bu stratejik merkezi konumuna, bir de Türk Silahlı Kuvvetleri’nin modernleşmesi ve muharebe tecrübesi de eklenince Türkiye çok önemli bir ülke konumuna geldi. Erickson özellikle Türk Silahlı Kuvvetleri’nin ileri savunma ve derin muharebe taktiklerini benimseyip başarıyla uygulamasını önemle vurguluyor. Erickson bu değerlendirmelerden sonra Hickok’un 2000’de yaptığı değerlendirmeye katıldığını ifade ederek, artık Türkiye’nin ‘bağımsız bir güvenlik aktörü’ konumuna geldiğini vurguluyor.

Bu açıklamalardan ben şu sonucu çıkarıyorum. Türkiye’nin ABD’de yarattığı endişe, Türkiye’nin artan askeri gücü ve muharebe yeteneğine karşılık giderek bağımsız davranma eğilimine dayanıyor. Irak bu anlamda bir örnek. ABD Türkiye’nin Batı İttifakı içindeki konumunun değişmesinden endişe ediyor. NATO’nun eski NATO olmadığını, tehdit tanımlamasında önemli bir farklılaşmanın doğmakta olduğunu gören bu uzmanlar, Türkiye’nin geleceği konusunda büyük bir tereddüt yaşıyorlar. Sanırım ABD’nin, Türkiye’nin AB macerasını niye bu kadar istekli şekilde desteklediğini anlamak için bu kaygılara bakmak gerekli. Mart ayındaki yazımda belirttiğim gibi, Türkiye’nin siyasi yörüngesinde bir kayma ortaya çıkabilir mi sorusu şu an ABD siyasi planlamacıları arasında çokca sorulan bir soru. Aslında bu soruyu biz de kendimize sormalıyız. Orgeneral Büyükanıt’ın, Türkiye’nin Irak politikası yok eleştirisi aslında bu daha büyük soruyla yakından ilgili.

* 2005 yılında bir internet dergisinde yayınlanmış olan yazım


[2] Genel Kurmay Başkanı bu konuda ortamı yatıştırmaya yönelik açıklamalar yaptı. Ancak yine de Kara Kuvvetleri Komutanı’nın açıklamaları önemini koruyor.

[5] Assistant Professor of Turkish and Central Asian Studies at the Air War College.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>