Hasta Adam Hortladı !

Robert Pollock, The Wall Street Journal gazetesinin 16 Şubat 2005 tarihli sayısında bir makale yayınladı. Makale “Avrupa’nın Hasta Adamı- Yeniden” başlığını taşıyordu. Çok uzun zamandır unutmuş olduğumuz bir kavram, bu makale ile yeniden ortalığa çıktı. Hasta Adam, 19.yy ortalarında Osmanlı’nın mirasını paylaşmak arzusuyla yanıp tutuşan Avrupalı güçlerin geliştirdiği bir kavram. Bu kavramın ifade etmeye çalıştığı, Osmanlı’nın çok önemli bir coğrafyayı işgal ettiği, ancak bu coğrafyaya sahip olacak gücü süratle kaybetmekte olduğu. Kırım Savaşı’nın hemen arifesinde Rus Çarı I. Nikola, İngilizler’e Osmanlı’yı tanımlarken “Avrupa’nın hasta adamı” yakıştırmasını kullanıyor. Nikola’nın bu tanımlama ile beklentisi Osmanlı mirasını birlikte paylaşmak için İngilizleri ikna etmek. Nikola İngilizleri ikna konusunda henüz o tarihte başarılı olamıyor, ama “Avrupa’nın hasta adamı” tanımlaması tüm Avrupa’da büyük bir kabul görüyor. İngilizler ise 1870’lerin sonundan itibaren bu hasta adamın zamansız ölümünden korktuklarını ileri sürerek, Osmanlı mirasını Osmanlı ölmeden sahiplenmek için plan ve eylemler içine giriyor.

Açıkçası “Avrupa’nın hasta adamı” bize çok kötü şeyler hatırlatan bir tanımlama. 19.yy emperyalist güçlerinin Osmanlı ülkesine bakışını sembolize ediyor. Radikal gazetesi söz konusu makaleyi 18 Şubat 2005 tarihinde Türkçe’ye çevirip yayınlıyor, ancak ne hikmetse başlığını değiştirip, makale için “Türkiye nereye gidiyor?” diye yeni bir başlık koyuyor. Geçenlerde Pollock bir Türk televizyon haber programında “Avrupa’nın hasta adamı” yakıştırmasının yanlış olduğunu kabul ettiğini ifade ediyor.

Makale, Amerikan Savunma Bakan yardımcısı Douglas Feith’in Türkiye ziyareti sırasında, onunla birlikte Türkiye’ye gelen bu gazeteci tarafından kaleme alınmış. İnsan, bu gazeteci söz konusu makaleyi yazmak için mi Feith ile Türkiye’ye geldi sorusunu sormadan edemiyor. Bir başka deyişle ısmarlama bir makale ile mi karşı karşıyayız? Türk-Amerikan ilişkilerinde bütün göstergeler, ABD’nin Türkiye’deki AKP iktidarından, CHP’nin muhalefetinden ve belki de Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yaklaşımlarından mutlu olmadığını işaret ediyor. ABD Irak, Suriye, İran konularında Türkiye’den çok şeyler bekliyor. Bekldiklerini bulamadığı gibi, Irak’da tırmanan Irak Kürtleri ve Türkmenler gerginliği, ABD’nin işlerini daha da zora sokuyor. ABD’nin Irak’da şiddet uygulaması ve Irak seçimlerinin Sünni Arapları dışlaması gibi konularda AKP Hükümeti’nin eleştiri okları da ABD’yi oldukça yaralamışa benziyor.

Pollock Türk kamuoyundaki gelişmeleri eleştiriyor gibi yapıyor makalesinde. Ancak makalenin başlığı sorunun çok daha derinde olduğunu gösteriyor. Pollock 50 yıllık özel ilişkiden söz ettikten sonra, 2002 seçimlerine geliyor. Pollock’a göre Türk-Amerikan ilişkilerini önemseyen “merkez partileri” kendi kendilerini yok ettikleri için meydan AKP’nin “sinsi ve kurnaz İslamcılığı’na” kalmış durumda. Pollock’a göre CHP “Atatürk’ün Partisi” olmasına rağmen üstüne düşenleri yapmıyor. Can çekişen bir muhalafet var ve bu muhalefet, özel toplantılarda “ABD’nin farklı şekilde yapabilecek olduğu önemsiz şeylerden sürekli şikayet etmekle” vakit geçiriyor Pollock’a göre.

AKP’den duyulan büyük rahatsızlık kanımca bir şekilde dile getiriliyor. Ancak Pollock neden Türk kamuoyunu hedefliyor? Onun da cevabı makalede verilmiş. “Türk liderleri atıfta bulundukları kamuoyu tavrının tersine döndürülebilir olduğunu anlamalı” diyor Pollock. Anlaşılan bizim Hükümet, ABD’nin eleştirilerine sürekli kamuoyunu bahane ederek karşılık veriyor. Bu kamuoyu bahanesi artık Amerikalıların canını çok sıkmaya başlamış. Pollock makalesini, “Atatürk’ün mirasının büyük bölümünün kaybedilme riski altında olduğunu” belirterek bitiriyor. Burada da büyük ihtimalle Silahlı Kuvvetler’e yönelik bir sitem ve mesaj var.

Benim anlamadığım “Avrupa’nın Hasta Adamı” söylemi neden yeniden hortlatıldı? Herhalde Batılı güçler karşısında Osmanlı’nın düştüğü aciz durum hatırlatılmak isteniyor. Bizden koparsanız başınıza gelecekleri unutmayın deniyor. Makalenin son kısmında Pollock buna da deyinmiş. “Osmanlı haşmetinden geriye kalan hiçbir şey yok. Türkiye kolayca ikinci sınıf ülkelerin safında yerini alabilir: dar kafalı, paranoyak, marjinal” diye devam ediyor. Bu tanımlama aslındabir ” üçüncü dünya ülkesi” tanımlaması. Türkiye Batı’dan kopar ve üçüncü dünyaya yaklaşırsa, yeniden Avrupa’nın hasta adamı konumuna kolayca sürüklenebilir mi demek isteniyor acaba? Buradan, gelişen Türk-Rus ilişkilerinden duyulan rahatsızlığın bir ifadesini anlamak mümkün mü?

Avrupa’nın hasta adamı tehdidinin yeniden ortaya atılması gerçekten çok can sıkıcı. Türkiye yakın çevresinde ABD’nin yaptığı planların bir parçası olmak konusunda direndikçe anlaşılan buna benzer tehditlerle daha çok karşılaşacağız. Türkiye’de aklı başında hiçbir siyasetçi ABD ile açıkça çatışmak istemez. Ama öte yandan ABD ile çatışmamanın bedeli ne? Karşımızda toprak bütünlüğümüzü ve ulusal egemenliğimizi tehdit ettiğini düşündüğümüz bir Sovyetler yok. Bu kez komşularımıza karşı ABD’nin planlarının parçası olmak gerekiyor. ABD’nin algıladığı tehdit ve bulduğu çareler ile Türkiye’nin algıladığı tehdit ve gelişmeleri çözümleme şekli giderek farklılaşıyor. Sorun gerçekte kamuoyu baskısı ile ilgili değil. Bunu Amerikalılar da, bizim Hükümet de çok iyi biliyor. Sorun çok daha derinde.

* 2005 yılında bir internet dergisinde yayınlanmış olan yazım

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>