Monthly Archives: March 2016

Siyasi Hareketimiz

Uzun yıllardan ve uzun yollardan geliyoruz.

Partimiz birtakım makamların önünde düğme ilikleyerek “Müsade ederseniz parti kuralım” diye kurulmadı.

Bizim siyasi hareketimiz bir destandır.

Memleketi bugün idare edenler gibi dün kurulmadık. İktidardan düştükten altı ay sonra yok olacaklardır.

Hep ateşten gömlek giydik.

İndik, çıktık

İndik, çıktık.

Çıktık, çünkü halkın içinden geliyoruz.

Hakkın yanındayız ve hep hakkı aradık. Yine arayacağız.

Türk vatandaşı, hakka sahip çıkacaktır.

Milleti yanıltmaya, yanlış yollara sevk etmeye kalkanlara hakkın şamarını indirecektir.

Devlet imkânlarını ellerinde tutanların her türlü baskısına rağmen, her şeyi tersine çevirebiliriz. Bu devri kapatabiliriz.

Ülkeyi bu hale getirenlerden memleketi kurtarabiliriz.

Millet iktidarların kansız, kavgasız, entrikasız değiştirilmesini istiyor. Bunu ancak biz yapabiliriz.

Ülke çok kötü yönetiliyor. Bıçak kemiğe dayandı. Herkesin vicdanını ipoteğe verdiğini sanmıyorum.

Bizler haklı bir davanın takipçileriyiz. Memlekette her eserde Kırat damgası vardır.

Türkiye’nin, bugün bunalım haline getirilmiş tüm meselelerinin içerisinden biz çıkabiliriz.

Bugünün ana meselelerinin çözümünü biliyoruz. Mazide ülke meselelerinin altından nasıl kalktıysak, bugünün meselelerinin ve gelecekteki meselelerin üstesinden de biz geliriz.

Tüm Adalet Partililere, Doğruyol Partililere,

Tüm Demirelcilere, Demokratlara sesleniyorum.

Yine Kıratın peşine düşün!

Gelin, memleketi, milleti, sefaletten, fukaralıktan kurtaralım.

Gelin haksızlığa, hukuksuzluğa, adaletsizliğe, usulsüzlüklere, suistimallere hep beraber son verelim.

Gelin yepyeni bir devir açalım.

12 Mart ve Merkez Sağ

12 Mart 1971 müdahalesinin Adalet Partisi iktidarına karşı yapıldığı nedense hep unutulur ya da daha doğrusu başarıyla unutturulmuştur.

12 Mart ne ilk örnektir ne de son örnek olacaktır. Darbeyle iktidardan uzaklaştırılan hep merkez sağ olmasına karşın, Türk siyasal tarihi bu gerçeği gizleyecek şekilde tahrif edilmiştir. Maalesef genç kuşaklar bu gerçeği bilmeden ya da kavrayamadan yetişmek durumunda kalmışlardır. Türk demokrasi tarihinde merkez sağın, demokratların, hep ağır baskı altında olmalarına rağmen yılmadan, korkmadan tam demokrasiyi savundukları ve çok partili demokratik nizamın işletilmesi için sorumluluktan hiç kaçmadıkları gerçeği de, bu çarpıtmalar içinde yok sayılmıştır.

Öte yandan Demokratlar Türk ordusu konusunda tüm bu siyasal baskılara rağmen çok hassas davranmıştır. Ordunun milletin ordusu olduğu, Türk Milletinin ordusu ile var olduğu ve Türk Milletinin ordusuyla gurur duyduğu anlayışı, Demokratların temel ilkesidir. Sonradan diğerleri için çok moda olan “mağdur edebiyatı”nı Demokratlar bu nedenle hiç benimsememişlerdir.

Bizim geleneğimiz darbecilerle Türk ordusunu hep ayırt etmiştir.

12 Martın kökleri 1969 yılı Mayıs ayı gelişmelerinde yatar. Bu gerçek maalesef hep es geçilmiştir.

Adalet Partisi iktidardadır ve Adalet Partili Senatör Beliğ Beler ile Milletvekili Şükrü Aktan, eski Demokratların seçilme hakkı kazanmasını sağlamak için 219 imzalı bir teklifi Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunar. Başbakan Demirel bu konuda CHP lideri İsmet İnönü’yü ikna eder. Durum çok hassastır. Ordu yasakların kaldırılmasını önlemek için müdahaleye hazırlanmıştır. Bu nedenle İsmet Paşa’nın desteği çok önemlidir. Ancak bu kritik desteğe rağmen teklif Senato’dan geçerse müdahale için kesin tavır alınır.

Bu vahim durum dönemin gazetelerine sınırlı şekilde yansımıştır. Yakın zaman önce Wikileaks sızıntısıyla ortaya dökülen ABD belgelerinde Genelkurmayda yapılan toplantılar ve müdahale kararı alındığı açık şekilde anlatılmaktadır.

Başbakan Demirel Türk Demokrasisini korumak için kararı seçim sonrasına erteler. Darbeyi önlemek için alınmış bu karar o dönem Adalet Partisi’nin bölünmesine yol açacaktır. Millet ise, Başbakan Demirel’in demokrasiyi korumak yönünde aldığı bu kararın arkasında duracaktır.12 Ekim 1969 seçimlerinden de Adalet Partisi %51’lik net bir zaferle çıkar.

Çok kritik ve bunalımlı günlerden Türk demokrasisi hasar görmeden seçimler yoluyla çıkartılmıştır. Bu sefer Adalet Partisi’nin karşısına Demokratik Parti ve Milli Nizam Partisi çıkartılır. Darbecilerin 1969’da gerçekleştiremedikleri müdahale, koşulların olgunlaşması üzerine 2 yıl sonra yapılacaktır. Adalet Partisi iktidardan indirilecek, teknokratlar hükümetiyle Türkiye seçime gidilecektir. Bu mücadele devam edecek ve Türk siyasal tarihinin ana fay hattını oluşturacaktır.

Suriye Politikası Tam Bir Fiyaskodur

AKP’nin belki de en büyük başarısı hatalarını örtme kabiliyetinde. AKP’nin söylemine bakarsanız, ilk gün benimsedikleri ilkelerden zerre kadar sapmadıklarını dosdoğru durduklarını sanırsınız. Medya gücüyle bu konuda halkı da ikna etme çabası içindeler. Hataların vahim bir durum arz ettiği artık şüphe götürmez bir gerçek. Bu hataların devlet ve millet üzerindeki yıkıcı etkileri artık her gün çıkmaya başladı. Mızrak çuvala sığmıyor. Medya kontrolü de kar etmiyor. Ama bu vahim durumu hükümetin yüzüne yeterince vurduğumuzu da söyleyemeyiz.

Hükümetin her alanda çok sayıda hatalı politikası, uygulamaları söz konusu. Dış politika bu hatalar denizi içinde özel bir önem arz ediyor. Dış politikada devletimizin içine düşürüldüğü zor durum ve milletimizin ödemek durumunda kaldığı ağır bedel, bu konuda daha fazla söz söylememizi gerektiriyor.

Hatırlarsanız bir zamanlar komşularla sıfır sorun politikası söz konusuydu. AKP, devrimci bir keşifle sorunların aslında Türk Devleti’nin komşuları ötekileştiren kimliğinde yattığını ortaya çıkarmış ve bu kimliği dönüştürünce bir anda Türkiye’nin İsviçre gibi bir siyasi coğrafyaya taşınacağını ileri sürmüştü. Bu kimlik dönüşüm sürecinde, milli çıkarlar yerini ham hayallere bıraktı.

Hayalperestlerin en temel sorunu da budur zaten. İnanmak istediğine inanmak, sanki gerçekmiş gibi. İşin daha kötüsü dışarıdan esen güçlü destek rüzgârlarının da yardımıyla, Türk kamuoyunun önemli bir kısmı bu konuda ikna edildi. Sonuç tam bir fiyasko. Amasız, fakatsız ve tereddütsüz bir başarısızlık!

Milli çıkarlara, devletin müktesebatına dayanmayan, sadece ben bilirimciliğin, devlette liyakatı yok sayan,  kadroculuğun hakim olduğu, hesaplaşmacı zihniyetin Türkiye’yi getirdiği yer uçurumun ucu. Türkiye büyük bir savaşın eşiğine kadar getirildi. Rusya ile yaşanan gerginliğin görünür gelecekte yatışması mümkün görünmüyor. Rusya Türkiye’yi tahrip işine dört elle sarılmış durumda. Gözünü karartmış bir vaziyette her kanattan hücum ediyor.

Sınırlarımızın önemli kısmında PKK hakim olmaya başladı. Bu hakimiyet alanları, hem doğudan hem batıdan, uluslararası kamuoyunda onay görmeye başladı. Ülkemizin bazı bölgelerinde, dış politikadaki hatalara bağlı ağır sonuçlar ortaya çıkıyor. PKK hem Orta Doğu siyasi coğrafyasında hem de bazı büyük devletler nezdinde araçsal bir önem kazandı. Türkiye’ye karşı bir mızrak ucu gibi kullanılıyor.

Üç milyona yaklaşan, Suriye’den kaçmak zorunda kalan zavallı insanlar. Yaşadıkları tam bir dram. Onlar da AKP’nin hatalarının bedelini ödüyorlar. Türkiye bu zor durumdaki kardeşlerine kucak açtı ama her şeyini kaybetmiş bu kadar büyük bir nüfusa bakmak Türkiye’nin her türlü imkânını zorluyor. Bu insanların arasına karışmış, PYD ve İŞİD militanları ülkemizin kamu düzenini her gün yeni bir saldırıyla tahrip ediyor.

Düne kadar İran’ın uluslararası ambargoları delmesine yol verip, para trafiğini Türkiye’ye kaydırırken, bugün Suriye’de İran’la açık bir çatışmaya sürüklenmiş vaziyetteyiz. Yanlış Suriye politikası Rusya ile İran’ı sıkı bir müttefik yaptı. Türkiye’ye karşı birleştiler ve aralarından su sızmıyor. Bu arada İran’ı ABD ile dost yapmayı da başardık. Amerika’nın İran politikasını bu kadar hızla ve köklü değişime uğratmak ancak cehalete dayanan bir cesaretin yıkıcılığıyla mümkün olabilirdi ve oldu.

AKP, muhtemel ABD teşvikiyle girdiği Suriye işinde artık yapayalnız. ABD, Rusya ile Suriye konusunda uzlaştığını duyurdu. Suriye’de duyurulan ateşkes, bu uzlaşmanın görünen yüzü. ABD-Rusya uzlaşmasının AKP’ye ve dolayısıyla Türkiye’ye yöneldiğine hiç şüphe yok. Bu iki nükleer güç PKK’nın Suriye koluna en gelişmiş silahları sağlıyorlar. Hatta bu silahlardan bir kısmı Türkiye’nin talep etmesine rağmen Türkiye’ye satılmayan silahlar.

NATO’nun Rusya ile uzun zamandır yaşadığı gerginliği de bu şekilde yatıştırmayı başardık. Rus ve Amerikan dışişleri bakanları bu süreçte o kadar çok görüştüler ki artık iki iyi dost oldular. Obama ve Putin sayemizde telefonda görüşmeye başladı. Artık kimse Rusya’nın Kırım başta olmak üzere Ukrayna’nın büyük kısmını işgal ettiğinden söz etmiyor. Buna karşılık Türkiye’nin NATO üyeliği sorgulanır hale geldi.

Dış Politika alanında baştan itibaren yapılan yanlış tespitler, yanlış çözüm formülleri ve sonuçta tam bir siyasi fiyasko ! Devlet ve millet bu fiyaskonun bedelini çok ağır ödemeye başladı. Muhtemelen bu bedel ağırlaşarak devam edecek. Hatta bu hataların vahim sonuçlarını telafi etmek,  bu iktidar gittikten sonra bile uzun bir zaman alacak.

Apaçık gerçek şudur ki, bugünkü hükümetin hesapsız kitapsız, bilgiye birikime dayanmayan, devleti ve müktesebatını yok sayan politikaları iflas etmiştir ve artık bu iş bir milli beka konusu haline gelmiştir. İçine düşürüldüğümüz vahim ve acil durum, tamamen bugünkü hükümetin, işin en başından beri yapmakta ısrar ettiği yanlışları yüzündendir.

Doğal olarak milletimizin güvenliği ve devletimizin bekası söz konusu olunca hepimiz bir oluruz. Ancak bu durum hükümetten hesap sormamızı engellemez ve engellememelidir. Bu hesap siyasi olarak sorulmazsa, yanlışlarda ısrar kaçınılmazdır. Bu yanlışların milletimizi ve devletimizi sürüklediği vahim sonuç apaçık görünmektedir.